Hakan BIÇAKCI

Söyleşi

image4

  

1. Romanlarınızı ve öykülerinizi önceden planlayarak mı yoksa çalakalem mi yazıyorsunuz?


Tüm yazacaklarımı önceden planlıyorum. En ince ayrıntısına kadar. Özellikle romanda tüm akışı önceden belirliyorum. Ancak yazarken mutlaka hiç hesapta olmayan değişiklikler yapmaya başlıyorum. Ve bu değişik­likler başka değişiklikleri tetikliyor. Anlatı bittiğinde planladığımdan epey farklı bir şey çıkıyor ortaya. Bu değişiklik romanlarda öykülere oranla çok daha belirgin ve radikal oluyor tabii. Yine de yeni bir şey yazmaya başlamadan önce sanki planladığım gibi ilerleyecekmişim gibi yine her şeyi en ince ayrıntısıyla önceden be­lirliyorum. 


2. Giderek daha fazla dayatılan hızlı yaşam tarzının edebiyata etkisi var mı? Var ise nasıl yo­rumluyorsunuz?


Edebiyata olan ilgi her geçen gün azalıyor. Dünya çapında. Kitap satışları düşüyor gibi görünmese de edebiyatın etkisinin azaldığını hissediyorum. Ama yazarken bu tip sosyal meseleleri düşünmüyor insan. Sanki bütün dünya onun kitabını bekliyormuş gibi gece gündüz çalışıp kafasındakini en iyi şekilde kâğıda dökmek için çırpınıyor. Yazacağının ne kadar etkili olacağını, bunca emeğe değip değmeyeceğini falan düşünürsen elin klavyeye gitmez. 


3. Bir söyleşinizde insanların bir biçimde tüketim sisteminin içinde kalmaya devam ettiğini, çıkmak isteyenlerin de dolaylı yoldan yine sisteme dahil olduğunu belirtmiştiniz, sizce sistemden çıkmanın bir yolu yok mu?


“Çıkmanın yolu yok” demek fazla iddialı ve karamsar olur belki ama şunu unutmamak gerekiyor: Sistem kendi karşıtı olan söylemleri, yaklaşımları, akımları müthiş bir çeviklikle kendi lehine çevirebiliyor. Bu konuda çok sağlam bir kitap tavsiye edeyim: “İsyan Pazarlanıyor”


4. Sizi yazmaya teşvik eden şey nedir?


Aklıma düşen fikirler, kafama üşüşen ve bana heyecan veren hikâyeler. Ve bunları paylaşma konusunda çocukça bir arzu. Gerçekten heyecan duyacağım bir şeyler aklıma gelmezse yazmak zorunda hissetmem ken­dimi.


5. Şimdiki bakış açınızla baktığınızda ilk yazılarınız hakkında ne söylersiniz?


“Daha iyi olabilirlerdi,” derdim. Son ana kadar da böyle hissedeceğimi düşünüyorum. 


6. Sevdiğiniz yazar/yazarlar kimlerdir?


O kadar çok var ki. Kafka, Camus, Sartre, Dostoyevski, Gogol, Bernhard, Wilde, Proust, Tanpınar, Calvino, Perec, Bruckner, Buzzati...


7. Üzerinde çalıştığınız yeni bir projeniz var mı?


Üç yıldır üzerinde çalıştığım yeni romanımı geçen ay bitirdim. Ekim 2017’de çıkacak bir terslik olmazsa. Onun dışında OT Dergi için öykü yazmaya devam ediyorum her ay. 


8. Örnek verirken, olayları anlatırken neden çok sayıda pekiştirici kullanıyorsunuz? Bunun bir özel amacı var mı yoksa o an içinizden geçenlerin hepsini yazmak istediğiniz için mi?

Örneğin “Ben Tek Siz Hepiniz” kitabınızıda

“Kendisinden kötü durumda olan insanlarla ilgili kaza, hastalık, tecavüz, cinayet, cinnet, açlık, yangın, deprem, sel, çığ, işkence, çatışma, terör, savaş haberlerini dinlerken …………………………

“Sıra kendisinden iyi durumda olan insanlarla ilgili tatil, seyahat, davet, servet, piyango, kutlama, sosyete haberlerine ……………………”


Bunun özel, gizli bir amacı yok, metnin ritmiyle ilgili bir durum diyebilirim. Bazen çok kısa cümleler daha etkili oluyor, bazen uzatmanın ayrı bir etkisi oluyor diye düşünüyorum. 


9. Şahsi olarak “Big in Japan” şarkısının sizdeki yeri ve önemini merak ettim? 


Aslında bu, şarkının kendisiyle ilgili bir durum değil. Ben Tek Siz Hepiniz öykü kitabında iki ayrı öyküde geçiyor ve ikisinde de şarkının sözlerinin anlamıyla ilgili bir yorumla karşılaşıyoruz. Ve bu iki yorum birbirini tutmuyor. Buradaki amacım karakterleri güvenilmez kılmak. Öykülerde sağı solu belli olmayan, her lafına gözümüz kapalı güvenemeyeceğmiz karakterler var. Şarkı bu konuda bir uyarı amacıyla iki kere geçiyor.