Jimi Hendrix

Çağatay BAL

image20

  

The Jimi Hendrix Experience; henüz bilinmese de dünyanın en iyi gitaristi Jimi Hendrix, bass gitar çalmaya yeni başlamış bir gitarist olan Noel Redding ve sinirli olduğu için grupta istenmese de yerini bozuk para atışında rakibine kaptırmamış olan baterist Mitch Mitchell ile birlikte, The Animals adlı gru­bun dağılmadan önce bass gitaristi olan ve ilk menajerlik işi olarak bu görevi üstlenen Chas Chandler sayesinde kurulan bir trio rock grubudur. Birkaç çaylaktan oluşan bir grup için ne kadar ironik bir isim Experience... 

İlk albümün adı ve çıkış parçası “Are You Experience” aslında “Are You Ready” olmalıydı bence çünkü Jimi Hendrix efsanesi yavaş yavaş gerçekleşmeye başlıyor ve açıkça “ben geliyorum bana hazır mısınız?” diyordu, tabii kimse hazır değildi... Beni açıkçası ilk etkileyen ve Jimi Hendrix ile tanıştıran “Voodoo Child Slight Return” adlı parçasıydı. Aman allahım dedim bu nasıl bir şey ve ne yaptım dersiniz, kısa bir zaman sonra kredi kartımın limitini son damlasına kadar akıtarak ki daha öğrenciyim o zamanlar elektrik gitar aldım. Hedefim beni bu kadar çok etkileyen bu parçayı çalmaktı ve hakkını vererek Jimi Hendrix gibi çaldığım gün bırakacaktım gitarı. Ne mi oldu dersiniz; aradan 6 yıl geçmesine rağmen hala çalamıyorum ve bu zamanda birçok kişi gibi şunu anladım; Jimi Hendrix’i Jimi Hendrix yapan şeylerden biri de asla onun gibi çalamamakmış. Çok garip bir duygu tarifi zor ama kısaca asla ulaşamayacağınızı bildiğiniz fakat ulaşmak için tutkuyla her gün can atıp debelenmenizdir aslında durum. Jimi Hendrix, Rolling Stones dergisinin gelmiş geçmiş en iyi gitaristler listesinde 1. sırada bulunarak dünyanın en iyi gitaristi olarak tanımlanır ki ben dâhil eminim birçok insan tarafından da bu kabul edilir. 60’lı yıllar İngiltere’sinde The Beat­les’tan sonra tabiri caizse patlayan Blues ve Rock&Roll akımı dünya çapında bu eşsiz müziğin tanınmasını sağlamıştır. Dönemin efsane isimlerinden ve yine Rolling Stones dergisi tarafından gelmiş geçmiş en iyi 2. Gitarist olarak tanımlanan Eric Clapton o zamanlar İngiltere’de gitar tanrısı olarak anılıyordu tabii Jimi Hen­drix ile aynı sahneye çıkana kadar... “All By My Side” filminde bu sahneyi izleyebilirsiniz. Filmi beğensem de herkesin yaptığı bu eleştiriyi yapmadan geçemeyeceğim, Jimi Hendrix şarkıları olmayan bir Jimi Hendrix fil­mi olabilir mi? Karar sizin... Eric Clapton’ın kendi grup üyeleri tarafından bile o geceki performansından son­ra doğal afet olarak tanımlanmış Jimi Hendrix siz düşünün. Bir tarafta gitar tanrısı olarak kabul görmüş bir adam ve diğer tarafta bu adamı sahnede dumur etmiş ve sahneyi terk etmesine neden olmuş bir diğer adam. Dipnot olarak o sahnede Jimi Hendrix’in çaldığı şarkının da Blues efsanelerinden Howlin Wolf’un “Killing Floor” şarkısının yorumlaması olduğunu söylemeden geçemem, hakkını yememek lazım, bu efsane şarkının ve bu şarkının Jimi Hendrix yorumunu canlı olarak 1967 Monterey Pop festivali kayıtlarından dinleyebilir­siniz. İşte tamda bu bahsettiğim konser sonrasında Jimi Hendrix bütün dünyanın dikkatini çekiyor. Düşünün yıl 1967 sahnede bir gitarist kendi boyadığı gitarı paramparça edip yakıyor... Şu anda çok klişe bir davranış olabilir ya da çok dikkat çekmeyebilir ama olay kısacası bir şeyin ilk defa yapılması olarak özetlenebilir. E doğal olarak ilk defa siz yapıyorsanız siz icat etmiş olursunuz işin özü bu. Dipnot, Jimi’nin o aksam kendi elleriyle boyayıp yaktığı gitarın aynısını Fender piyasaya sürmüş, keşke alabilsem çalması efsanevi olurdu…

Bu yazıya başlamadan önce standart olarak tabii birçok video ve belgesel izlendi, çeşitli mecralardan rastgele bilgiler edinildi ama açıkçası bu yazıyı o tek düzelik yazdırmadı. Herkesin ulaşabileceği şeyleri insan­lara sunmak önemli tabii yani herkesin o kadar çok zamanı yok, bir kişinin O şeylere ulaşıp kısa ve öz olarak diğerlerine yayması mantıklı. Fakat bence yayılacak mevzunun özümsenmiş olması kadar tatlılık verici bir ayrıntı olamaz, tanımak lazım anlatacağın şeyi. Jimi Hendrix’i anlamanın, özümsemenin, tanımanın pek ko­lay ve mümkün olduğunu düşünmüyorum. Sadece kendi açımdan bu saydıklarımı nasıl dile getiririm onun derdindeyim. Bana göre Jimi Hendrix özgürlük demektir arkadaş, adam çok güzel şeylere sahip tamam doğal ve olağanüstü bir yetenek ama daha önemlisi bu adam canı nasıl istiyorsa o şekilde davranmış. Ben buyum özgürüm canım nasıl istiyorsa öyle olurum demiş. Ben kendi gitarımın amfisinin sesini bile yıllardır son noktaya açamamışım, aman gürültü oluyor, çok ses çıkıyor, kıs sunun sesini dayatmaları yüzünden. Kimse dememiş kendi özgürlüğünü istediğin gibi ifade et; çal sonuna kadar diye... Belki de Jimi Hendrix’i anlamak yerine sadece imrenmekteyim efsaneye... 

Konumuza dönecek olursak eğer, Monterey Pop festivalinden sonra Jimi Hendrix artık bir efsanedir. Bütün dünya bu adamı daha yakından tanıma arayışına girmiş ve günde iki kez sahne aldıkları bile oluyor­muş. Hatta grubun bass gitaristi Noel Redding bir röportajında gruptan ayrılışının bu aşırı yoğunluk ve in­sanların aşırı ilgisinden kaynaklandığından bahseder ve bu durumu delilik olarak yorumlar. Bense bu deli in­sanları dünyanın en ayrıcalıklı insanları olarak yorumluyorum. Düşünsenize Jimi Hendrix canlı kanlı çalıyor söylüyor sende izliyorsun çok kral ayrıcalık hakikaten... İlk single “Hey Joe” çok tutulmaz, listelerde aşağılar­da kalır fakat şarkı Jimi Hendrix klasiklerinden biri haline gelmiştir yani bir nevi best of şarkılardan. Ama çok daha fazla Jimi Hendrix olan ikinci çıkış “Purple Haze” piyasada patlama yaratır. Kendinden parçaların ciddi anlamda yer aldığı ilk şarkısıdır. Tabii o zamanlar yeni tanıştığı asitten de baya bir parçalar barındırıyor şarkı.

Asit demişken sadece bilgilendirmek amaçlı olarak kendisinin LSD olarak adlandırıldığını ve halusinojen bir çeşit uyuşturucu olduğunu dipnot olarak geçmeliyim. Kendisi bir küp şekerin üstüne damlatılma yoluyla emilerek vücuda alınır ve tabiri caizse gökkuşağı üzerinde size sörf yaptırır. Simdi Purple Haze yani Mor Pus isminin Jimi’nin aklına nereden geldiğini anlamışınızdır. Hatta bu maddeyi ilk defa kullananlar için aynaya bakmaması tavsiye edilir ve bir hikâyeye göre Jimi Hendrix ilk deneyiminde aynaya bakmış ve Marilyn Mon­roe’yu görmüş! Adam hakikaten efsane yaa... Dipnot olarak şu bilgiyi vermeden geçmek istemiyorum, Jimi Hendrix konser için gittiği Kanada’ya bir çanta dolusu LSD ile girmeye çalışmaktan yargılanmış ama paçayı ucuz kurtarmıştır. İyi ki kurtarmış ama yoksa o kadar şarkı, albümler, canlı performanslar olmadan ne yap­ardık biz! Albüm demişken ikinci albüm “Axis Bold As Love”, nasıl desem derler ya nakış nakış işlemiş diye yani bu kadar ince iş çıkarmak her yiğidin harcı olamaz. Mesela bir Kızılderili şarkısı olarak adlandırılan “Little Wing” şarkısı, o ne güzel bir gitar introsudur yaa, sesinden utanan ve kariyerinin başlarında şarkıları söyle­mekten çekinen biri olarak ne güzel söylemiştir ne güzel sözler yazmıştır... Menajeri Chas Chandler’in dediği gibi sesi çok güzel olmasa da çok güzel bir ritme sahiptir Jimi. Özellikle ses mühendisi Eddie Kramer’ında çok sevdiği “Little Wing” gibi yumuşak tonlu şarkılarda. 

Bir röportajında Jimi nota bilmediğini ve yoğun hayatından fırsat bulup ara verebilirse öğrenmek iste­diğinden bahseder. Yine bir röportajında fırsat bulursa müzik eğitimi almak istediğinden bahseder. Rock dünyasına damgasını vurmuş, Hendrix akoru olarak dillere yer etmiş imzaları olan bir kişinin nota bilme­mesi, müzik eğitimi almamış olması açıkçası bana umut veriyor. Demek ki bir şeylere yeterince sahipseniz ve hakkını veriyorsanız doğal olarak tutkularınızı ortaya çıkarabiliyorsunuz. Tabii çalışma ve zaman ayırma unsurunu atlayamayız yani Jimi için yakınlarındaki insanlar sabah uyandığında esnemeden önce gitarını eline aldığından bahseder. Adamın hayatındaki en önemli şey gitarı ve müziği yani ortaya çıkan şeyler hiç şaşırtıcı değil aslında. Konuşmak yerine müzikle iletişime geçmeyi tercih eden, müzik yoksa ortamı terk edip müzik olan bir yere giden biri olarak bahsetmişler Jimi Hendrix için. Ee artık piyasada en fazla parayı kazanan kişi haline gelmiştir Jimi Hendrix ve bu kadar çok parasıyla yapılabilecek en mantıklı şeyi yapmıştır bence gidip kendi stüdyosunu kurmuştur! Artık daha fazla özgürdür yani adam özgürlüğüne doyamamaktadır ve sıradaki albümü olan “Electric Ladyland” kayıtlarını kendi stüdyosu olan Electric Lady Stüdyolarında tamamlamıştır. Para kaygısı taşıyan menajerinden kurtulup kendi istediklerini sonuna kadar kendi parasıyla çatır çatır yap­mıştır adam helal olsun. Dönemin en manyak stüdyosundan bahsediyorum yani en teknolojik stüdyodan, yapılabileceklerin sınırsız olduğu bir yerden. Ayrıca iç dekorasyonunu bile kendi yapmıştır bütün o hayal dünyasını şarkılarına daha iyi aktarabilmek için. Adam işini biliyor yani kısaca! Bence bu kadarı derginin ilk sayısı için yeterli. Umarım iyi bir başlangıç olur dergi için yazı için bizim için ve devamı da gelir. Son bir Jimi Hendrix cümlesiyle ara verelim o zaman “Zamanı geldiğinde ölecek olan benim, bu hayat benim, bu yüzden bırakında kendi hayatımı istediğim gibi yaşayım...” hepinize bol Jimi Hendrix’li günler arkadaşlar!