Karasinek

Beyza FIRAT

image6

  

Yağmur yağacağı vakit karasinekler daha da bir vahşileşir. Çıkardıkları ses her zaman sinir bozucudur ama yağmur yağacağı vakit başka bir hal olur bu sineklere. Vızz vızz da vızz vızz. O ses ensenizden geçmeyegörsün vücudunuzu kaplayan tüm tüyler ayaklanıverir. Birbirine karışmış saç tellerinden içeri bir silahşor edasıyla dalmayı ne de severler. Böyle yaparak insanda inanılmaz bir tiksinti yaratırlar. 

Koskoca bir odada bir sinek ve bir insan hayatın en zorlu ve terletici mücadelesini verebilir yağmur yağ­maya az kala. Sanki bir şey söylemek isterilermişçesine bir hal aldıklarını düşünürüm. İnsanın gözüne gözüne uçarlar, kulağının dibine girip vızıldarlar. Hatta fırsat bulurlarsa burnunuzun üzerine konup dimdik gözlerin­izin içine bakarlar. 

Eğer yağmur vakti melankolik bir ortam yakalayıp şimşek çakışlarını ve yağmurun camınızda bırakacağı damlaları izleyerek geçmişin küllerine boyanıp, içinde bulunacağınız anı unutmak istiyorsanız. Bir sigara yakıp, bir de keyif kahvesi ile her şeyi unutup yalnızca huzur bulmak istiyorsanız size bir karasineğin eşlik etmiyor olmasına dikkat edin. 

Onlar ki her büyülü ve huzurlu anın içine edebilecek sinir bozucu yaratıklardır. Hele ki yağmur yağacağı zaman! 

Elinizde tutuğunuz sigarayı piç ederler. Siz sigarayı dudaklarınıza ağır ağır götürürken gelir sigara ile dudağınızın tam arasına yer ederler. Ağzınıza girecek diye huylanır da içtiğinizi sigaradan da bir bok an­lamazsınız. 

Bir de bunların yanardönerli renkte olanları vardır. Karasına oranla daha büyük olurlar. İspanyolcada bu zalimlere mosca panteonera yani “mezarlık sineği” derler. Düşünün bir kere, ölünce bile rahat yok bu mende­burlardan. Hayatımdayken ne iyiliklerini gördüm ki ölümümde mezarımda varlıklarının beni şereflendirmel­erini isteyeyim. 

Hayattın şu yaşadığım kısa anında tek istediğim yalnız kalıp iç sesime odaklanmak. Ama ne hayat ne de bu bok sinekleri istediğimi yapmama izin vermiyorlar. Mendeburlar aslında bizi ne de iyi anlıyorlar. Daha az önce bir tanesi burnuma konup bir ısırık aldı. Açık açık tehdit ettim. “Bu son uyarım, bir daha gir dibime seni anandan doğduğuna …!” diye. 

“Hee, ne oldu yoksun ortada?”. Sınırlarımı mı yokluyorsun, sinirimi mi ölçüyorsun bilmem de sana katlan­maya hiç mi hiç tahammülüm kalmadı. 

Hâlbuki seni yok etmek iki dakikalık iş. El havlusunu alıp gelişine suratına savurdum mu yerdesin. Ama insaniyet namına seni kendi haline bırakıp eziyetine katlanmaya bir süre daha izin veriyorum. Seni öldürüp katilin olmaya az kaldığını hissetsem de sana son bir şans daha veriyorum ya, Allah beni bildiği gibi etsin, iyilik içimde var. 

Her iyilik edenin de sabrının bir taşma noktası var ama bilesin ha! Hayattaki tek amacı huzur bulmak olan bir insanın huzurunu kaçırırsan ortaya çıkacak sonuçlardan ben mesul değilim bilesin. Açık açık, “kendi kaşındı” der paçayı sıyırırım. Senin de cenazen, yapıştığın yerden bitmiş sigara paketinin kenarı ile kaldırılır. Üzerinde ölmüş bir sıçan resminin bulunduğu, korkunç izmarit kokuları ile döşenmiş, rahatsız bir kutuda çöpün dibini boylarsan. 

Ben diyeceğimi dedim, karar senin. 

Karar: Maktul sonunu kendi çizmiş ve cezasını bulmuştur...